hürriyet
26 Kasım 2013 Salı
24 Kasım 2013 Pazar
23 Kasım 2013 Cumartesi
22 Kasım 2013 Cuma
mesleğimi seviyorum...
bir kaç gün önce okuduğum bir köşe yazısı çok moralimi bozdu.bir öğretmen olarak hakaret sayabileceğimiz ifadeler kullanılmış ve sözüm ona eğitim sistemi eleştirilmek istenirken yerden yere vurulan yine öğretmenler olmuş...çok üzüldüm...bizim hergün sınıflarda ne hayatlarla karşılaştığımızı,okullarda ne sorunlarla uğraştımızı ya da bırakın bizi çocukların dünyalarında ne büyük fırtınalar koptuğunu bilmeden,sadece öğretmenlik bölümlerinin tercih sırasını ya da puanın dikkate alarak,öğretmenlerin orta zeka seviyesinde olduğu kanısına vararak,daha da ileri giderek orta seviye olan bu öğretmenlerin topluma yararlı olamayacağı sonucunu çıkarmaya kadar vardırmış yazarımız...sadece yazık diyorum...malesef benim ülkemde durum bu...sürekli değişen eğitim sisteminin,okulun açılmasına bile yetiştirilemeyen kitap basımlarının,son güne kadar hiçbir fikrimizin olmadığı sınavların hiçbir olumsuz etkisi olmazken,en zeki öğrencilerimiz öğretmenliği tercih etmemeleriymiş tüm sorun....çok üzüzcü...çünkü öğretmenlik üniversite sınavından alınan en yüksek puanlarla yapılabilir ancak demek kadar dar bir görüş olamaz herhalde...tıp okumayı hiçbir zaman istemedim çocukluğumdan beri hayalimdi öğretmen olmak çünkü beni bir öğretmenim kurtardı,bu hayatı ona borçluyum...belki benim öğretmenim de tıp kazacanak zeki değildi ama mükemmel bir öğretmendi...o yazıyı okuyunca sadece içim burkuldu...isterdimki bu ülkenin aydınları arasında gösterdiğimiz,kitapları milyonlar satan bu yazarımız bu kadar kesin ifadelerle yargılara varmasaydı...bizlere orta seviye diyerek gelecekten ümit beklenemeyecek kadar yetersiz görmeseydi...çalışma masasında oturup yazı kaleme almakla hergün o hayatların gözlerinde yaşananları görerek bu işi yapmak çok başka şeyler olmalı...bazen akademik bilgi aktarmak olan görevimiz bazen annesini hiç görmemiş anne boşluğunda kaybolmuş daha 11 yaşında hayata meydan okumaya çalışan o çocuğa anne sıcaklığını hissettirmek,başını okşayıp sen çok değerlisin mesajını vermek olan mesleğime aşığım...ve insanların ÖĞRETMEN kelimesini çok düşünerek ölçerek tartarak kullanmasını isterim hele ülkemin önemli bir yazarıysa,onu önemli yapan yazılarını yazarken cümlelerinin nerelerde yıpratıcı yıkıcı olacağını tahmin ederek dikketli yazmasını dilerim...son olarak tek bir şey söylemek isterim,yazarımızın dedeği gibi ülkenin en zeki öğrencilerinin öğretmen olmasıyla içinde bulunduğumuz aksaklık ve yanlışlıkların hiçbiri giderilmiş olmaz sadece KPSS'de alınan taban puan ve tavan puanlarda değişiklik olur.bu da eğitimi daha kaliteli yapmaz...
bebişlere battaniye...
kış gelir evi ipler yünler şişler basar...kendimi bildim bileli örgü örüyomuşum geliyo...çok zevk alıyorum...yorucu bi günden sonra kafamdaki bütün yoğunluğu alıp giden bi iş...artık sizlerle de paylaşmaya karar verdim.öncelikle çok yakın arkadaşım Nursema'nın el emekleriyle başlayıp daha sonra da kendi ördüklerimle devam edeceğim...umarım beğenirsiniz ve sizde örmeye başlarsınız.
15 Kasım 2013 Cuma
karanlık...
uzun zaman oldu karanlık çökeli...üzülmedi önceleri gün ışığını göremeyince.umutla bekledi karanlıklar aydınlığa kavuşur,özdeyişler hayat bulur,inişler çıkışlara,geceler sabahlara,kışlar bahara kavuşuyormuş ya bütün bunlar da biter,renkler canlanır yeniden,anlamı olur bu çekilen sıkıntıların...ama gücü kalmadı artık...tutunacak dalı,çalacak kapısı kalmadı.biri bitmeden fırtınanın diğeri savurdu öteye beriye,tökezledi,kalkamadı uzun süre...doğrulmayan beli pes etti sonunda,yerlerde...
bi ışık gerek gözlerine,bi ses yüreğine...baş edemedi karanlıkla tek başına...hani güneş takip ederdi geceyi,nerede?peki ya bahar,uyanamadı mı kış uykusundan hala?bu yokuşun inişi yok mu yoksa?ne zaman kolaylaşacak yaşamak?
an dursun,gün dursun,dünya dursun o zaman...belki o zaman biter bu acılar...bırakır yakasını her kötü her kara...unutur umud etmeyi,edip de eli boş dönmeyi...
karanlık zıddı olmayan şey...herşey hep karanlık,hep karanlık...
bi ışık gerek gözlerine,bi ses yüreğine...baş edemedi karanlıkla tek başına...hani güneş takip ederdi geceyi,nerede?peki ya bahar,uyanamadı mı kış uykusundan hala?bu yokuşun inişi yok mu yoksa?ne zaman kolaylaşacak yaşamak?
an dursun,gün dursun,dünya dursun o zaman...belki o zaman biter bu acılar...bırakır yakasını her kötü her kara...unutur umud etmeyi,edip de eli boş dönmeyi...
karanlık zıddı olmayan şey...herşey hep karanlık,hep karanlık...
14 Kasım 2013 Perşembe
Yason'dayız...
Baktık yazdan kalma bir gün daha merhaba dedi bize,atladık bisikletlere,doğru Yason Burnuna...Müthiş bir manzara eşliğinde,iniş ve çıkışlarıyla,şaşırtan virajlarıyla Perşembe sahil yolu bizimdi sanki.Çocuklar gibi coştuk,çığlıklarımıza karşılık verdi dalgalar,selamlaştık sanki...Yol boyu rengarenk yaprakları uçura uçura ilerledik...Döndüğümüz her virajda değişen hava büyüledi bizi...Yer yer kavuran terleten sıcak,an geldi dondurdu yavaşlattı bizi...Hoynat Adasına el sallayıp süzüldük Yason'a...Pırıl pırıldı deniz,güneş sanki ellerini sokmuş ışıl ışıl yapmıştı denizi...doyamadık izlemeye,uzanıp çimlere bıraktık kendimizi tarihi imkansız manzaranın kollarına...dalgalar konuşuyordu bizle,rüzgar dokunuyor,güneş de ikramda bulunuyordu daha uzun kalalım diye...Bir kez daha çok şanşlı hissettim kendimi bu cennet köşesini görebildim diye...Bilmem yüzyıllardır kimler paylaştı bu duyguyu benimle ve kimler paylaşacak daha...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














