hürriyet

12 Ekim 2013 Cumartesi

Artvin'le devam...

Kendimi şanslı sayıyorum,böyle yerlere gidip gezebildim,o havayı teneffüs edip o manzaraları doyasıya izledim...Kelimelere dökemediğim bu doğal güzelliği resimlerle paylaşmak istiyorum.




Doğu Karadeniz....


Yolculuk zamanı...Ordu'dan başlayıp Hopa'ya kadar tüm kıyı şeride kadar uzanan,sonrada içerilere doğru tırmanarak devam edecek yolculuğumuz başlıyor...Artvin aslında varış noktamız,hatta Şavşat...İlk gittiğimde aşık oldum doğasına.Gür çam ormanları arasından uzanan yollarda,kekik kokuları,binbir çeşit çiçek ve yeşilin her tonu...
Şavşat'ın yüksek köylerinden birinde,Şenköy'de konakladık.Manzara büyüleyi,bir tarafta Gürcistana uzanan dağların heybeti,bir tarafta derinliğinde kaybolmak istediğim ormanlar...Her adımda yeni birşeyle tanışıyor insan.Gezilerimizde en çok keyif veren şeylerden biri de buz gibi yerin derinliklerinden kaynayıp gelen su...Ellerini toprağa dayayarak eğilip içiyorsun bu sulardan...Öyle soğuk ki inanamıyorsun topraktan çıktığına...Yürürken topraktan kekik kokuları yayılıyor,büyülüyor insanı...Mevsim yazsa ahududular sunuyorlar en güzel ikramlarını...kokulu kokulu,kıpkırmızı...kayalıkların içinde çıkan bu nefis meyvelere doyum olmuyor...Az ilerde sakin sessiz akan suyun dibinden,çalıların arasından bir davet geliyor...salkım salkım meyveleriyle...Halk arasında horozgözü diye anılan bu meyveyi ilk defa gördüm ve tattım.Trif etmesi çok zor ama çok lezzetli olduğunu söyleyebilirim...Devam eden yürüyüşümüzde,yabanı fındık ağaçlarına rastlıyoruz,yaklaşınca bir diğer meyve Mazhal diye bilinen,harika birşey...Doyasıya yiyoruz tabi...Meyve ikramına teşekkür edip doğaya eve doğru yürürken çok ilginç bir hayvan çıkıyor karşımza;tavşan gibi uzun dik kulaklı,kangru gibi sıçrayarak ilerleyen,köpek büyüklüğünde bir hayvan...Anlayamadık tabi ne olduğunu ama çok sevimli bir o kadar da ürkekti...
Çok sevdim oraları...Son iki yazdır gidiyoruz ve ilk defa sonbaharda çıkıyoruz Şavşat dağlarına...Çok heyecanlıyım...Umarım sizlerde gidip görme fırsatı bulursunuz o coğrafyayı...

9 Ekim 2013 Çarşamba

slow city...

    It's autumn again and Black Sea is fantastic in all seasons...After so many rainy days,sunny days've come again...Perşembe,a small town,a natural port in Black Sea Region,is a gift to me...I can't stop smiling when I look out of my classes' window...It's by the sea side...
    Perşembe has everything to make you relax...You feel like you're in a diffrent world.In this world,there is peace and happeness.You can just hear the voice of the sea...There is no traffic jam,you can walk everywhere.
    It's famous for its fish,you can taste delicious fish.Also,its traditional meals are amazing,too.
   Perşembe has been chosen as a slow city,by the Cittaslow Organization.It deserves that name,I think.But local people are not aware of what a  wonderful place it is...I hope they become more aware of this and be more careful about the nature...



   


8 Ekim 2013 Salı

to fathers...

    It's too late for everything...he's passed away...now I just can't forgive myself and sometimes him.It could be different but I couldn't see what would happen in the end...
    Fathers and their daughters...I always envy them....when I was growing up,I hated my father and couldn't stand even seeing him.I thought we were nothing for him.He was so selfish and irresponsible.
    Every moment that I needed him,he was away or didn't mind.I became a war between us.I couldn't love him,he was bad,and I couldn't let him love me, too.It took years and years to remember we were father and daughter...and it was too late to hug just like nothing was happened...only fact was that he was so sick and there was nothing could be done...
     It was time to admit that he was my father...It was hard but I was the only person who could make him happy...I would try...
     After I learned about his illness,we started to live together.At first,I didn't know how to do...He was so angry,always complaining about everything.We tried hard to get on well.I was broken,he was ill...Sometimes we could be father and daughter but generally we couldn't...
      He stayed with me about a year.It was too long when we were living but after he's gone,...I wish he were here with me again,I could say I love him this time...I found him too late and lost too early...
      Now, every morning,I remember him,talk to him and feel a deep pain.I say 'I miss you,I didn't make you sorry,did I?,Please,forgive me dad,I always loved you!'...
      I loved my dad but I didn't say him even one time!I didn't hold his hand until he was in bed in pain,I didn't forgive him until he died but now,I can't forgive myself!

7 Ekim 2013 Pazartesi

Yağmur çamur demeden pedalla...

    Sonbaharda Ulugöl…Fotoğrafda gördüm hep,Ordu’nun adını  içinde barındırdığı göllerden alan Gölköy ilçesi sınırlarında,yerel halk dışında kimsenin haberdar olmadığı,doğa harikalarından biri Ulugöl…Gereken ilgi alakayı görememiş tabi,bakımsız kalmış, yine de saklı bir cennet köşesi denebilir…Belki de insanoğlu hiç bilmese daha iyi olur…ömrü uzar…korur güzelliğini…
       Gün ağarmadan yükledik bisikletlerimizi araçlara ve düştük yollara.2 saat tırmandıktan sonra vardık Ulugöl’e.
Buz gibi sabah soğuğunda hemen sarıldık çay bardaklarına,kısa bir kahvaltı molası göl manzarası eşliğinde…



Isınmak için sarıldık bisikletlerimize,göl manzarasına son bi kez bakıp başladık turumuza…Karadeniz kıyıları değil dağları vardı rotamızda…Hava sisli yer yer yağmurlu,yollar çamurlu,bizler her zamanki gibi heyecanlıydık…%80’i iniş olan güzergahımız muhteşem manzaralarla bezenmişti adeta.Dik bayırlar indik,dik yokuşlara ulaştık…Yol boyu birbirimizi taşıdık bisikletimle…Üstten yağmur ıslattı,alttan çamur…Saatlerce pedal çevirdik ama yorulmadık…O yollar hiç bitmesin istedik.Yol üzerinde bir kahvehanede yemek molası verdik.Çok ıslanmıştım ve üzerimi değişecek uygun ortam yoktu.Ekipte tek bayandım ve başımın çaresine bakmak zorundaydım.Kahvenin üst katı sanırım kahvecinin eviydi,kapıyı çaldım ve çok güler yüzlü iki teyzeyle karşılaştım. Sıcacık gülümsemeleriyle kucakladılar beni,buyur ettiler tereddüt etmeden,kuru elbiselerimi giyip sobanın karşısında yerimi aldım.Kısa bir süre sonra yokluğumu fark eden ekip beni aramaya başlayınca veda etmek zorunda kaldım teyzelere.



Ve yola devam…


   

Harika bir gündü…Bisiklet Safari’ye teşekkürler…

6 Ekim 2013 Pazar

karadeniz sahil yolunda pedal çevirmek...

   Yalnız ve sessiz başladım turlara.Önce kısa mesafe 3-5 km,her seferinde arttırarak...Kıyı boyunca ilerledim,durdum yorulunca kumlarda yürüdüm çıplak ayak,dinlendim...Özgür bıraktım bütün kederlerimi,götürdü dalgalar...Temizledi zihnimi köpük köpük dalgalar...Hergün gittim terapiye,iyi geldi tedavi,Karadeniz suları,Ordu kımsalları...ve tabi bisikletim,arkadaşım,yoldaşım...
     Huzur buldu benliğim,fazlasını istemeye başladım.Yeni arayışlara girdim ve buldum onları.Bisiklet Safari Grubu.İlk turları ORDU-ÜNYE turu,uzun mesafe yaklaşık 70 km,dayanabilir miyim tereddüt etmedim...
Çok sıcak bir ortamla karşılaştım hiç zorluk çekmedim...Turumuz başladı,heyecandan ölüyorum,müthiş keyifliyim ve mutluluktan uçuyorum...Ne tarafa baksam ayrı bir güzellik,deniz sağımda kucaklıyor beni orman solumda...Arada gözüküp kayboluyor güneş,Karadeniz tabi yağmur kapıda...
    Etkinliğimizin bir amacı vardı.’Trafikte biz de varız!’ diyerek bisikletin de bir taşıt olduğunu ve diğer taşıtlarla aynı haklara sahip olduğunu belirtmek…Daha önce yaşanan bisiklet kazalarına dikkat çekmek…Turumuzu trafik polislerinin eşliğinde gerçekleştirdik ve herhangi bir tacize uğramadık.Şartlar farklı olsaydı da bir grup bisikletli olarak gerçekleştirseydik bu turu durum yine aynı olur muydu bilemiyorum.Malesef her zaman büyük olanın küçüğü ezdiği gibi yollar da bize dar gelirdi…Herneyse işin trafik yanı bir yana keyfi çok büyüktü.Yerli yabancı birçok bisikletli turistin güzergah olarak seçtiği Karadeniz sahil yolu,hergün sessiz sedasız gelip geçen birçok bisikletliyi ağırlamakta.Her geçeni hayran bırakan doğasıyla,kıyı boyu uzanıp giden bu yoldan bir gün sizin de geçmenizi dilerim hem de padallayarak…

5 Ekim 2013 Cumartesi

Bisiklet ve Özgürlük

    Yasaklar cazip kılar yasaklanılanları...Yasaktı bisiklet,çocukluğum hayaliyle geçti...Kardeşiminkini çalarak hafifletmeye çalıştığım bir özlemdi bisiklete binmek.Sebep anlamsız,saçmaydı.Daha çok ateşledi içimdeki arzuyu.Kızlara yasak olan bu şeyin erkeklere serbest olması...Benden bir yaş küçük kardeşim için sıradan birşeydi belki bisiklete binmek ama bana yasaktı ve benim tek istediğim şeydi.Çocukken yaşayamadım,eksik kaldı bir yanım.Başka yasaklarda vardı tabi ama bu en çok acı verendi nedense.
    Büyüdüm tabi bi gün,artık sırası gelmişti yapamadıklarını yapmanın...18. yaşım,herşeyi yapmak için can attığım o yaş gelmişti.Üniversitedeyim,tek başımayım ve kararları ben veriyorum,kendimce...hiç vakit kaybetmedim,ilk ay daha ilk hafta param yeter mi biter mi umursamadan yaptım kafamdakini...Aldım ilk bisikletimi,o kadar geç kalmıştıki hayatıma hem üzüldüm hem sevindim gelişine...O bir arkadaştı artık bana,hem arkadaş hem yoldaş hem de özgürlüğümün kanıtıydı!O kadar sevindimki gelişine kişileştirdim onu ad verdim;Defne!Eskişehir sokakları bizi bekliyordu gece gündüz, yağmur çamur,kar soğuk farketmez,Defnesiz çıkmadım.
    Uzun sürdü dostluğumuz,beni büyütttü olgunlaştırdı,okulum bitti ve ayrıldık...Ama hiç unutmadım onu....