hürriyet

8 Aralık 2013 Pazar

in Hagia Sophia

we were in Hagia Sophia many times...
first we went there when we were dating...after hard times,we met and went a trip to Trabzon.it was amazing for us because we had to be away from the places that made us sad...we were just free in Trabzon.being there meant being happy again.it helped us to make everything right....





after  a few years,we had the chance to be there again...we were married and this time it was just remember the past...i realised that it was a place that knows us...

and the last time we went on mother's day with my mum...we just wanted to make my mum happy and we hoped it would give her what she needed,too.we weren't wrong,she was pleased and didn't want to leave there.we had a great time together all day in Hagia Sophia... many people came and left during the day b.ut we couldn't leave untill the end of the day..we were sure that she felt the same,peace!





there are some places that have a different atmosphere,that make you feel what you need and give you what you want...it is a place like that.i love being there and it means so many thing to me and my love,and now to my mum,too.


6 Aralık 2013 Cuma

perşembe yaylası

 Ordu'nun etkileyici saklı cennet köşeleri var.Perşembe yaylası da onlardan biri.Kıvrım kıvrım uzanan yollar boyunca gür ormanlar,yeşilin her tonu,köpük köpük çağlayan dereler ve en imkansız görünen yerlerde bile manzarayı tamamlayan evler...
 Uzun fakat zevkli bir yolu var Perşembe yaylasının...Ordu'dan çıkıp tam 4 ilçe içinden geçerek ulaştık fakat farklı güzergahlar olduğunu da duydum.Ordu'dan Fatsaya,oradan Çatalpınar ve Kabataş'a ve son olarak da Aybastı'ya ulaştık.Hepsi birbirinden küçük sanki yol boyu sıralanmış mahalleleri andıran bu yerleşim yerleri kalabalık nüfusa sahip olmamalarına rağmen ilçe olmuşlar.Genel olarak da göç veren her geçen gün azalan bir nüfus yapısına sahipler.
 Aybastı'yı geçer geçmez harika bir ören yeriyle çıkıyor karşınıza.İhtiyacınız olabilecek herşey düşünülmüş.Lavobo,mescit,içme suyu gibi...Rahatça pikniğinizi yapıp harika zaman geçireceğiniz bir yer.Dilerseniz yürüyüş parkuru olarak düşünülmüş alanda muhteşem bir doğa gezizi yapabilirsiniz.Muazzam manzaralarla karşılaşacaksınız.


 Yola devam ediyoruz ve kısa bir süre sonra yayla havası ve bitki örtüsü hemen kuşatıyor çevrenizi.O gür ormanlar,ağaçlar yerini yemyeşil otlaklara bırakıyor.Kavuran sıcak buz gibi esen rüzgara bırakıyor yerini.Şöyle bir bakınca etrafa ilk gördüğümüz küçük bir göl oluyor; hatta gölet de diyebilirz.Hemen gölün yanından yükselen bir tepeye tırmanıyoruz.Küçük bir seyir tepesi sanki,her açıdan izleyebilelim diye kendiliğinden yükselivermiş sanki tüm bu güzelliklerin tam orta yerinden...Defalarca olduğum yerde dönerek seyrediyorum,tekrar tekrar hayran oluyorum.Kıvrım kıvrım uzanan menderesler çok etkiliyor hepimizi.Etrafında onlarca koyun sürüleri,kah otluyor kah susuzluğunu gideriyor...Kelimelerle ifade edemeyaceğimiz kadar muazzam bir manzara.Gidip kendi gözlerinizle görmenizi,yüzünüzü donduran rüzgara direnip doyasıya seyretmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.Umarım okuduklarınızdan ve paylaştığım resimlerden etkilenip buraları görmek için bir fırsat yaratırsınız.










5 Aralık 2013 Perşembe

sonbaharın kucağında...

Artvinde selamladık sonbaharı...Şavşat sonbaharın binbir çeşit rengine bürünmüş,bir kez daha hayran kaldım doğaya...her yıl gördüğüm sonbahardan bambaşkaydı...sararmış yaprakların arasından kıpkırmızı yapraklı kiraz ağaçları selamlıyor bizleri...







4 Aralık 2013 Çarşamba

bırakın resim yapayım...

her yıl yeni gruplar yeni sınıflar yeni öğrencilerimiz olur.bu yıl da hepsi birbirinden farklı yeni yüzler yeni yaşamlar...sınıflarım hepsini çok severim ama bir de daha özel olarak ilgilenmem gereken bir sınıfım var.onların hem ders öğretmeni hem de rehber öğretmeniyim...minicikler...hepsinin zayıf yönleri güçlü yönleri farklı...ortak noktaları hepsi saf,temiz ve çok samimi...gözlerinden okunuyo içleri,kalpleri...ve içlerinde biri var ki...çektiği acılar,hayatındaki eksiklikler,yaşadığı üzüntüler sanki ışıltısını gölgelemeye çalışıyo gözlerinin...ne zaman başı okşansa,bi güler yüz görse aydınlanıyor yüzü...hikayesi çok acı,yaşıtlarına göre çok şanssız bir çocuk ama diğerlerinin sahip olmadığı bir yeteneği var...her fırsatta sığınıyor yeteneğine...bir gün yazılıda çözemediği sorunun yanına bir peri çizip sihirli değneğiyle soruya dokunduğunu resmedip,başka bir gün panoyu düzenleyen öğretmenini bütün detaylarıyla tahtaya çizer...aslında kaleminden yayılan çığlık beni bırakın mutlu olayım,resim yapayım olsa da biz; yaşadıklarına rağmen,evdeki mutsuzluklarına rağmen,hayatındaki eksikliklere rağmen yüksek notlar almasını çok test çözmesini bekliyoruz...ne annesi ne öğretmenleri ne de arkadaşları anlamıyor onu...doğru kabul edilen kurallar onun doğrularına aykırı,iç dünyasını karartan,ışıltısını söndüren şeyler...şanssız bir çocuk çünkü asla ona hak vermeyecek bir babanın kızı,hiçbir zaman onu anlamayacak bir annenin kızı,değil resim yapması okula girmesini bile gereksiz gören bir zihniyetin evladı...üzülüyorum...o ne ilk ne de son olacak...umarım hayat ondan yana olur ve bazı gerçekler değişir...


2 Aralık 2013 Pazartesi

güzel günler bizi bekler...

umut et...iste....bekle....
bir yıl devirdik bu şekilde,bir o şehirde bir bu şehirde.geçemedik bi yerleşik düzene....insanlar kötü,güvenilmez ve bencil...kurallar acımasız...herşeye rağmen pes etme,hayal kurmaya devam...
bir yıl önce yazdan kalma bir günde unuttuk özlemimizi,yaşadık doyasıya birbirimizi...kısa ama dolu dolu bi tatildi ikimiz içinde...İzmir bize bir gün memleket olacak diye düşünerek geçirdik günlerimizi...
aylar geçti,hala ulaşamadık hayalimize ama çabalamaya devam ediyoruz.aslında şehrin bi önemi yok ama bir arada olabilmek için izmirde buluşmamız gerek...mücadele etmeye devam ediyoruz...berbat kurallarla belirlenmiş,saçmalıklarla dolu bu sistemi yenebilir miyiz bilmiyorum ama hala umudumuz var...
işte o günlerden kalma bir kaç kare: